
Her yıl 4 Nisan’da kutlanan Kadınlar Teknolojide Günü, yalnızca bir takvim yaprağındaki tarih değildir; bir çağrıdır. Görünmeyeni görünür kılmanın, sesi bastırılanlara kulak vermenin ve teknoloji dünyasının sessiz köşelerinde biriken kadın emeğini sahneye taşımanın adıdır. Kadınların teknoloji sektöründeki katkılarını görünür kılmak, onların önündeki engellere dikkat çekmek ve kız çocuklarına geleceğin ilhamını aşılamak bu günün kalbinde yatan anlamlardır.
Teknoloji, çağımızın en hızlı gelişen ve dönüşen alanlarından biri. Fakat bu dönüşümün merkezinde yer alan kadınların sayısı hâlâ olması gerekenin çok gerisinde. Dünya Bankası’nın verilerine göre, teknolojiyle ilişkili alanlarda çalışan kadınların oranı dünya genelinde yüzde 30’un bile altında. Bu sayı, yalnızca istatistiksel bir veri değil; yıllardır süregelen yapısal eşitsizliklerin ve görünmeyen bariyerlerin bir göstergesidir. Kadınların daha az temsil edildiği bir teknoloji dünyası, yaratıcılıktan ve kapsayıcı çözümlerden de yoksun kalır. Çünkü farklılık, gelişimin temelidir.
Kadınların teknolojiyle olan bağı aslında çok erken yaşlarda başlıyor. Ancak bu bağ, çoğu zaman çevresel faktörler, toplumsal cinsiyet rolleri ve sistemsel yönlendirmelerle zayıflatılıyor. Kız çocuklarının STEM alanlarına olan ilgileri, cesaretleri kırılarak törpüleniyor. Okul kitaplarındaki temsiller, televizyon dizilerindeki klişeler, hatta öğretmenlerin bilinçsizce yönlendirdiği alanlar… Tüm bu unsurlar, kadınların teknolojiye olan doğal yakınlığını zamanla arka plana itiyor.
Üniversiteye geldiğinde teknolojiyle ilgilenen bir genç kadın, sayıca az olduğu bir sınıfta kendini yalnız hissedebiliyor. Bu yalnızlık, mezuniyet sonrası iş hayatında daha da belirginleşiyor. Accenture’ın araştırması, teknoloji alanında çalışan kadınların yarısının 35 yaşından önce sektörü terk ettiğini gösteriyor. Bu yalnızca bir bireyin kariyer tercihi değil; sistemin kadınlara sunduğu koşulların ne denli yetersiz olduğunun açık bir kanıtı.
Peki, bu kadınlar neden sektörden ayrılıyor? Çünkü çoğu zaman yalnız hissediyorlar. Çalıştıkları ekiplerde kendilerini ifade edecek alan bulamıyorlar. Fikirleri göz ardı ediliyor ya da başkaları tarafından sahipleniliyor. Cinsiyet temelli önyargılar, sadece kariyer yollarını değil, özsaygılarını da tahrip ediyor. İş yaşamının doğal dinamikleri içinde karşılaşılan hamilelik, annelik gibi süreçler ise, hâlâ birer “kariyer kesintisi” olarak değerlendiriliyor. Oysa kadının çok yönlülüğü, anneliğiyle, yaratıcılığıyla, liderliğiyle bir bütündür.
Ancak tüm bu zorluklara rağmen, direnç gösteren, yol açan ve örnek olan kadınlar da var. Örneğin, YouTube’un eski ürün yöneticisi ve şu anda Character.AI’de Ürün Direktörü olarak görev yapan Erin Teague, farklı olmanın gücüne inananlardan. Siyah bir kadın olarak, çoğu zaman erkeklerin egemen olduğu ortamlarda fikirlerini savunmaktan çekinmediğini belirten Teague, “farklılık, dezavantaj değil; fark yaratmanın anahtarıdır” diyor. Onun gibi düşünen kadınlar sayesinde yeni nesil kız çocukları, kendilerini bu alanda daha güçlü ve mümkün hissediyor.
Sheryl Sandberg, Meta’nın eski COO’su ve Google’ın üst düzey yöneticilerinden biri olarak, kariyer yolculuğunda kadınlara ışık tutan bir başka isim. 2023’te kurduğu Lean In platformuyla, kadınları cesaretlendiren ve dayanışma içinde hareket etmelerini sağlayan bir ekosistem inşa etti. Sandberg’in ortaya koyduğu vizyon, sadece kadınlara değil, erkeklere de daha adil ve eşitlikçi bir dünya için ilham veriyor.
Kadınlar Teknolojide Günü’nün resmî olarak ilan edilmesi 4 Nisan 2024 tarihinde gerçekleşti. Bu tarihin sembolik anlamı, kadınların teknolojiye katkısının artık göz ardı edilemeyeceğinin ilanıdır. Bu ilanla birlikte kutlamalar, paneller, atölye çalışmaları ve mentorluk programları daha görünür hâle geldi. Artık bu gün, sadece bir farkındalık günü değil; değişimin tetikleyicisi olarak konumlanıyor.
Ancak farkındalık tek başına yeterli değil. Gerçek değişim, politika yapıcıların, eğitim kurumlarının, özel sektörün ve bireylerin ortak sorumluluğuyla sağlanabilir. Eğitimde cinsiyet eşitliği sağlanmalı; kız çocuklarına bilim ve teknoloji alanlarında eşit imkânlar sunulmalı. İş yerlerinde kadınlara yönelik mentorluk sistemleri geliştirilmeli. Esnek çalışma modelleri, ebeveyn izinleri gibi uygulamalar yaygınlaştırılmalı. Kadınlar yalnızca bu alana katılmakla kalmamalı, karar verici pozisyonlara da gelmeli.
2025 itibarıyla, teknoloji sektöründe kadın temsil oranı yalnızca yüzde 26. Bu oran, değişimin ne kadar yavaş ilerlediğini, fakat aynı zamanda ne kadar acil bir ihtiyaç olduğunu da gösteriyor. Kadınlar Teknolojide topluluğunun 100.000’i aşkın üyeye ulaşması ve 179 ülkede aktif olması, bu mücadelenin küresel bir boyutta sürdüğünü kanıtlıyor. Amaç, yalnızca sayıyı artırmak değil; kapsayıcı ve kalıcı bir dönüşüm sağlamak.
14 Mayıs’ta Londra’da gerçekleştirilecek Tech & AI LIVE etkinliği kapsamında düzenlenecek olan “Kadınlar Teknolojide” oturumu, bu hedeflere ulaşmada önemli bir adım olarak görülüyor. Alanında öncü kadın liderlerin katılımıyla gerçekleşecek bu özel buluşma, deneyimlerin paylaşıldığı, çözümlerin üretildiği ve ilhamın yayıldığı bir platform olacak.
Kadınlar Teknolojide Günü bir kutlamadan çok daha fazlasıdır. Bu gün, eşitsizliğin altını çizen bir çığlık, değişimin anahtarı ve ilhamın kendisidir. Teknoloji dünyası, kadınların da dünyasıdır. Kadınlar olmadan gelecek eksik kalır. Çünkü gelecek, yalnızca kodlarla değil; o kodlara anlam yükleyen kalplerle yazılır. Ve o kalplerin yarısı kadınlara aittir.







